Bütün bir hayatın temeli, ekonomidir. Ekonomik sistem, toplumdaki sınıfları ve bu sınıfların üretim ilişkilerini belirler. Kültür-sanat, sınıflar savaşımı, günlük yaşamın içeriği, siyasal yapılanmalar, yani hayat, ekonomik temelin üstünde şekillenir ve ekonomik temelle bağlantılıdır.
Ekonomik altyapıdaki değişimlerin etkileri, sadece ekonomik alanda kendini göstermez. Kendi üstünde yükselen hayatın her alanını etkiler. Hele bu değişimler evrim değil, Sanayi Devrimi gibi bir devrimle gerçekleşmişse değişimlerin etkileri çok daha büyük ve keskin görünür. Devrimden sonra üretim şeklinin değişmesi, beraberinde üretim ilişkilerinin de değişmesini getirir. Ardından ekonomik altyapıda ve üretim ilişkilerinde meydane gelen köklü değişimler, toplum yapısına yansır. Toplumdaki sınıf sayısı, sınıfların nicelikleri ve nitelikleri, sınıfların sınıf bilincini de değişir. Ve hatta bu değişimler, siyasi yapılanmaların görünüşlerini ve/veya işlevlerini de değiştirir.
Sanayi devrimi çok şeyi değiştirdi. Feodalizmin kalıntıları üstünde yükselmeye başlamış olan kapitalizm nihai zaferini yaşadı. Değişen sistem, yeni bir toplum modeli yarattı: Tüketim toplumu. İnsanlar ne kadar tüketirse, kapitalistler o kadar ürün satacak, o kadar para kazanacaktı.
Tüketimin insanın temel güdüleriyle olan bağlarını keşfetmiş olan kapitalistler, yaşama amacı tüketmek olan bir toplum yarattı. Kapitalistlerin, reklamcılığı kullanarak insanların bilinçdışı arzularıyla oynaması sonucunda insan tükettikçe varolan, tükettikçe birey olduğunu hisseden bir varlığa evrildi. Tükettikçe özünden uzaklaştı.
Ekonomik altyapıdaki değişimlerin etkileri, sadece ekonomik alanda kendini göstermez. Kendi üstünde yükselen hayatın her alanını etkiler. Hele bu değişimler evrim değil, Sanayi Devrimi gibi bir devrimle gerçekleşmişse değişimlerin etkileri çok daha büyük ve keskin görünür. Devrimden sonra üretim şeklinin değişmesi, beraberinde üretim ilişkilerinin de değişmesini getirir. Ardından ekonomik altyapıda ve üretim ilişkilerinde meydane gelen köklü değişimler, toplum yapısına yansır. Toplumdaki sınıf sayısı, sınıfların nicelikleri ve nitelikleri, sınıfların sınıf bilincini de değişir. Ve hatta bu değişimler, siyasi yapılanmaların görünüşlerini ve/veya işlevlerini de değiştirir.
Sanayi devrimi çok şeyi değiştirdi. Feodalizmin kalıntıları üstünde yükselmeye başlamış olan kapitalizm nihai zaferini yaşadı. Değişen sistem, yeni bir toplum modeli yarattı: Tüketim toplumu. İnsanlar ne kadar tüketirse, kapitalistler o kadar ürün satacak, o kadar para kazanacaktı.
Tüketimin insanın temel güdüleriyle olan bağlarını keşfetmiş olan kapitalistler, yaşama amacı tüketmek olan bir toplum yarattı. Kapitalistlerin, reklamcılığı kullanarak insanların bilinçdışı arzularıyla oynaması sonucunda insan tükettikçe varolan, tükettikçe birey olduğunu hisseden bir varlığa evrildi. Tükettikçe özünden uzaklaştı.
Kapitalizm, her nesneye, her varlığa "bundan nasıl kar edebilirim" diye yaklaşır. Her duygudan, her varlıktan, aklınıza gelebilecek her şeyden kar elde etmenin yollarını arar.
Sanat da, spor da, kitlelerinin günlük hayatlarına girebilen her aktivite de sömürülmek için ideal alanlardır kapitalistler için.
Kapitalizm, sanata da kar elde edilecek, sömürelecek bir alan olarak baktı ve bunu yaptı da. Sanat endüstriyelleşti, yine kapitalislerin tekeline girdi. Sanat, bu kapitalistlerin ticari kaygıları çerçevesinde gelişti, gelişmekte. Sektör gittikçe büyüyor, hep daha fazla para giriyor. Sanat yozlaşıyor, özünden, amacından uzaklaşıyor.
Sanat da, spor da, kitlelerinin günlük hayatlarına girebilen her aktivite de sömürülmek için ideal alanlardır kapitalistler için.
Kapitalizm, sanata da kar elde edilecek, sömürelecek bir alan olarak baktı ve bunu yaptı da. Sanat endüstriyelleşti, yine kapitalislerin tekeline girdi. Sanat, bu kapitalistlerin ticari kaygıları çerçevesinde gelişti, gelişmekte. Sektör gittikçe büyüyor, hep daha fazla para giriyor. Sanat yozlaşıyor, özünden, amacından uzaklaşıyor.
Bu noktada, sanatın ne olduğuna ve amacına değinmek gerekir. Sanat, insanların duygu ve düşüncelerini dışa vurmasının, başka insanlarla paylaşmasının bir aracıdır. Yaratıcılık, hayalgücü sanatın olmazsa olmazlarıdır. Günümüzde ise "sanat" diye tabir edilen şeyin, sanattan çok uzak bir şey olduğu, bu açıklamayı göz önüne alırsak çok açıktır.
Müzik, enstrümanla yapılır. Bir sanat olduğuna göre, insanların duygularının dışa vurumudur. Popüler müziğe bir göz atalım; Ticari kaygılarla piyasaya sürülen, bilgisayar kullanılarak, hiçbir emek harcanmadan yapılan, ritmik sesler. Sıradan bir insanın 1-2 günde yazabileceği, ne bir duygunun, ne bir düşüncenin, ne bir yaşanmışlığın izlerini taşıyan, bomboş sözler.
Sadece pop, rap, dubstep gibi türler değil. Bir nebze müzikle alakası olan şarkılarda da müthiş bir kalitesizlik söz konusu. Günümüzün popüler rock gruplarına baktığımızda aynı şeyi görüyoruz. Bu grupların, özellikle de alternatif rock, punk rock tarzındaki grupların müziğine bakıldığında teknik kalitesizlik göze çarpıyor. Bu grupların şarkılarını arka arkaya dinleyince sanki aynı şarkı dinleniyormuş hissi beliriyor. Çünkü yaratıcılıktan uzak, yavan bir sanat üretiliyor. Şarkılarda sanat yapma amacı yok. Kitlelerin ilgisini çekme ve dolayısıyla da para kazanma amacı ön planda.
Ürünün değerini, kitlelerin ilgisi, kitlelerin ilgisini de ürünün teknik değeri belirler. Sanat ürününün teknik değeriyle kitlelerin ilgisi arasında diyalektik bir ilişki vardır. İşin doğalı budur.
Ancak devreye öznel bir irade girer ve denklem bozulur. Kitlelerin ilgisini yönlendiren bir irade, reklamcılık. Kitleler, kendilerine ne sunulursa onu kabul ederler. En çok hangi rock yıldızının, sinema filminin veya kitabın reklamı yapılırsa kitleler ona ilgi gösterir. Böylece sanat ürününün teknik değeriyle kitlelerin ilgisi arasındaki diyalektik bozulur.
Ürünün değerini, kitlelerin ilgisi, kitlelerin ilgisini de ürünün teknik değeri belirler. Sanat ürününün teknik değeriyle kitlelerin ilgisi arasında diyalektik bir ilişki vardır. İşin doğalı budur.
Ancak devreye öznel bir irade girer ve denklem bozulur. Kitlelerin ilgisini yönlendiren bir irade, reklamcılık. Kitleler, kendilerine ne sunulursa onu kabul ederler. En çok hangi rock yıldızının, sinema filminin veya kitabın reklamı yapılırsa kitleler ona ilgi gösterir. Böylece sanat ürününün teknik değeriyle kitlelerin ilgisi arasındaki diyalektik bozulur.
Sinema da endüstriyelleşmeden nasibini aldı. Yönetmen denilen "tüccarlar", olay ve duyguların ortaya konmasındaki tekniklerle, senaryoyla, kurguyla, oyunculuklarla, diyaloglarla ilgilenmezler. Tek ilgilendikleri şey, paradır. Sadece gişe hasılatı için film yaparlar. Azıcık vasat aksiyon, klişe bir hikaye, magazinsel boyutu ön planda olan ancak oyunculuğu yerlerde sürünen oyuncular ve 2-3 Amerikan bayrağını bir araya getirerek "sinema filmi" yapmış olurlar.
İnsanlara bir filmi neden beğenmediğini sorduğumda aldığım cevaplar, "beğenmedim işte, sıkıcıydı"dan ibaret. İnsanlar sinemayı da diğer sanat dalları gibi bir gösteriden ibaret olarak algılamakta ve filmleri sadece eğlenmek, zaman gerçimek için izlemekte. Bir filmden tek beklentisi zaman geçirmek olan bir insanın salt aksiyondan başka bir şey içermeyen aksiyon filmleri veya yavan bir mizahtan ibaret olan vasat komedi filmlerine rağbet göstermesi normaldir, öyle de olmaktadır. En çok gişe yapan filmlere baktığımızda bu kategorideki filmler karşımıza çıkmakta.
Sinemanın amacı, insanları eğlendirmek falan değildir. Sinema bir anlatıdır. Gerçekliğin yansımalarını perdeye aktarmaktır. Bu yansımaların gerçeklikle olan ilişkilerine yön vermektir.
“Gözlerimiz kusursuz olsaydı, sinema olmazdı”
Her sanat dalı için ayrı ayrı konuşmak istemiyorum çünkü sorunun kaynağı aynı olduğundan, aynı şeyleri tekrarlamaya başlıyorum bir yerden sonra. Sadece sinema ve müziği incelememin sebebini popülizm olarak adlandırmayın, en çok yozlaşan ve sanattan uzaklaşan iki tür sinema ve müzik. Resim, heykel gibi sanat dalları sömürüye daha kapalı alanlar. Dolayısıyla da bu dallarda sinema, müzik, edebiyat kadar hakim değil kapitalisler. Bir tablonun reklamını yapamazsınız, o tablodan para kazanamazsınız(görece). Bir tablodan kazanılan para çok daha az kişi ve kurumun cebine gider. Ancak bir film piyasaya çıktığında sektörde dönen paraların miktarı ve o paraların uğradığı durakların miktarı çok çok daha büyük olur. O yüzden kapitalistler diğer fazla el atmazlar. Hep daha popüler olmuş olan müzik, edebiyat ve sinemayı çok daha popüler yapa kapitalisler, bu üç dalı diğer dallardan koparmış ve aralarındaki arz-talep farkını iyice açmıştır.
Bir de aşk teması var değinmemiz gereken. Günümüzün "sanatçıları", üretemedikleri için, notalara, kağıda bir şeyler dökemedikleri için, aşk temasını sömürürler. Çünkü aşk popüler bir tema. İnsanlara aşk içeren ne verirseniz verin tüketirler. Yanlış anlaşılmasın, aşk temasına karşı değilim. Sanatın duyguların dışa vurumu olduğunu düşünen biri olarak, belki de dünyadaki en yoğun duygunun kullanılmasına pek tabii ki karşı olamam. Ancak 3 ayda bir sevgili değiştiren bir popstarın, en çok bu rağbet görüyor diye aşk acısı temalı şarkı yapması samimiyetten uzak. Zaten kendi duygularını ortaya koymak gibi bir gayesi olmadığından, şarkıdan aşk acısıyla ilgili bir duygu alınması söz konusu değil.
Peki insanların sanat adı altında gelişen bu eğlence sektörüne bu kadar ilgi göstermesi neden? Popüler olanın kalitesiz sanat olması neden? Bunun sebebini aslında ilk yazıda açıklamıştım. Kitleler ihtiyaçları olmayan şeyleri de alabilirdi. Önemli olan kitleleri, ihtiyaç duymadıkları metalara ihtiyaç duyduklarına inandırmaktı. İnsanlara ne verilirse, onu alıyorlardı. Büyük bir müzik şirketi, piyasaya genç bir rock grubu sürdüğünde insanlar o grubu dinlemeye başlıyorlar. Çünkü kendilerine verilen bu.
Diğer bir neden ise, tüketim toplumunun yarattığı tüketim psikolojisi. İnsanlar çok hızlı tüketmeye başladı. Öyle tüketmeleri gerek, çünkü piyasaya yeni metalar girdi bile, onları da tüketmeleri gerekiyor. Ve insanlar, dediğim gibi, tükettikçe kendini iyi hissediyor. O yüzden de, tükettikçe tüketiyor. Hızlı tüket psikolojisinin bir diğer nedeni ise, modern kent hayatının hızlılığı. Gün içerisindeki koşuşturmacada kolay ve hızlı tüketilebilen metalar istiyor insanlar. İşte bu hızlı tüket psikolojisi, metalaşan sanat eserlerinin tüketimi sürecinde de ön planda. İnsanlar artık, kolay hazmedilebilen, kolay tüketilebilen metalar istiyor. Örneğin herhangi bir Pink Floyd şarkısı bu tanıma uymaz. Çünkü şarkı size bir şeyler vermek ister. Sözleriyle, notalarıyla sizinle iletişime geçer. Şarkıya odaklanmanız, notaları hissetmeniz gerekir. Arka don müziği olarak çalsın isterseniz ise, tam tersine sıkıcıdır ve kulağınızda bayağılaşır. Ancak Taylor Swift'in herhangi bir şarkısı böyle değildir. Sadece şarkıdaki ritim sizi eğlendirir. Bu yüzden gün içerisinde kolayca dinlenebilir.
Çoğunluk bir şeyi yapıyorsa, o doğrudur diyebilirsiniz. Herkesin zevkleri farklıdır diyebilirsiniz. Her şeyi en iyi sen mi biliyorsun diyebilirsiniz ancak bunlar, afedersiniz ama hayatımda duyduğum en saçma cümleler. Bu cümleleri kurmak, sanat kuramlarını, sanat üzerine yazılmış onca makaleyi, sanatın insanın sosyo-psikolojik tavırlarıyla olan ilişkilerini ve her şeyden önemlisi sanatın özünü ve işlevini görmezden gelmektir. Bu durumun, insanların zevklerinin farklı olmasıyla ilgisi yok.
"Kapitalizm satamadığı ağacı keser" sözünü hepiniz bilirsiniz. Sanat da, kapitalistlerin sömürdüğü büyük bir sektör artık.
Öte yandan, kültürün, sanatın, sporun kapitalistler için tek anlamı, para değildir. Sanat ve spor, kitlelerin kontrol altında tutulmasına, pasifize edilmesine yardımcı olmaktadır. İnsanları güncel olaylardan ve gerçeklerden koparma işlevini üstlenmektedir.
Burjuvazi popüler kültürü yaratır ve maddi ilişkilere uygun olarak yarattığı kültürel yoksunluğu kitlelere zenginlik olarak sunar. Deformasyona uğramış kültür halk kitlelerine ekonomik ve toplumsal güçlerini hatırlatacaktır. Oysa kitle kültürü bu güçlerin gizemleştirilmesine yasrdım etmekte, kendisi de bu kültürün gizemli bir biçimi olarak belirmektedir. Burjuvazi müziği, resmi, heykeli, kısacası bütün sanat dallarını kitlelerden tecrit ederek, onları kendisi için boş bir gösteriye dönüştürmekte ve başka bir yoksulluğa itmektedir.
Yıllar boyunca edebiyatın en büyük sorunu edebiyatın kim için ve ne için yapılması gerektiğiydi. Halk için mi, sanat için mi? İkiyi bölünen edebiyatçılar, yıllar boyunca bu sorunsal çerçevesinde şiddetli tartışmalarda bulundu, birbirlerine düştü. Kavgalar edildi. Tüm bu tartışmalar boşuna mıydı? Boşuna mı birbirine girdi tarihin en büyük edebiyatçıları? Bugün, edebiyat da dahil olmak üzere tüm sanat dallarının tek bir amaca hizmet ettiği açık: Ne sanata, ne de halka. Sermayenin karına.
Öte yandan, kültürün, sanatın, sporun kapitalistler için tek anlamı, para değildir. Sanat ve spor, kitlelerin kontrol altında tutulmasına, pasifize edilmesine yardımcı olmaktadır. İnsanları güncel olaylardan ve gerçeklerden koparma işlevini üstlenmektedir.
Burjuvazi popüler kültürü yaratır ve maddi ilişkilere uygun olarak yarattığı kültürel yoksunluğu kitlelere zenginlik olarak sunar. Deformasyona uğramış kültür halk kitlelerine ekonomik ve toplumsal güçlerini hatırlatacaktır. Oysa kitle kültürü bu güçlerin gizemleştirilmesine yasrdım etmekte, kendisi de bu kültürün gizemli bir biçimi olarak belirmektedir. Burjuvazi müziği, resmi, heykeli, kısacası bütün sanat dallarını kitlelerden tecrit ederek, onları kendisi için boş bir gösteriye dönüştürmekte ve başka bir yoksulluğa itmektedir.
Yıllar boyunca edebiyatın en büyük sorunu edebiyatın kim için ve ne için yapılması gerektiğiydi. Halk için mi, sanat için mi? İkiyi bölünen edebiyatçılar, yıllar boyunca bu sorunsal çerçevesinde şiddetli tartışmalarda bulundu, birbirlerine düştü. Kavgalar edildi. Tüm bu tartışmalar boşuna mıydı? Boşuna mı birbirine girdi tarihin en büyük edebiyatçıları? Bugün, edebiyat da dahil olmak üzere tüm sanat dallarının tek bir amaca hizmet ettiği açık: Ne sanata, ne de halka. Sermayenin karına.
"Sanat"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder